top of page

Adli Kontrol Tedbirleri ve Uygulaması

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.109 kapsamında adli kontrol tedbirleri, adli kontrol şartları ve ihlali durumunda karşılaşılabilecek hukuki sonuçlar, itiraz usulleri, tedbir türleri ve sürelere ilişkin güncel yargı kararları ışığında hazırlanan kapsamlı hukuki rehber.

Mevzuat ve süre kontrolü: 19 Ekim 2026. Ceza muhakemesindeki başvuru süresi; karar türü, öğrenme veya gerekçeli tebliğ tarihi ve zaman bakımından uygulanacak hükme göre belirlenir. KYOK itirazında CMK m.173, genel itirazda m.268; istinafta m.273 ayrı uygulanır. Eski yedi/on beş günlük açıklamalar güncel genel kural olarak kullanılamaz.


Ozet (TL;DR)



5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.109 kapsamında adli kontrol tedbirleri, adli kontrol şartları ve ihlali durumunda karşılaşılabilecek hukuki sonuçlar, itiraz usulleri, tedbir türleri ve sürelere ilişkin güncel yargı kararları ışığında hazırlanan kapsamlı hukuki rehber.



Bu makale son olarak 19 Ekim 2026 tarihinde guncellenmistir. Icerik bilgilendirme amaclidir ve hukuki gorus yerine gecmez.


İçindekiler


  • I. Giriş

  • II. Adli Kontrol Nedir ve Hukuki Niteliği

  • III. Adli Kontrol Kararı Verilebilmesinin Şartları

  • IV. Adli Kontrol Tedbirinin Türleri

  • V. Adli Kontrol Kararı Vermeye Yetkili Merciler

  • VI. Adli Kontrol Süreleri ve Uzatılması

  • VII. Adli Kontrol Kararına İtiraz Usulü

  • VIII. Adli Kontrol Yükümlülüklerinin İhlali ve Sonuçları

  • IX. Adli Kontrolün Kaldırılması veya Değiştirilmesi

  • X. Adli Kontrolde Geçen Sürenin Cezadan Mahsubu

  • XI. Adli Kontrol Tedbirlerinde Tazminat Hakkı

  • XII. Sonuç

  • Sıkça Sorulan Sorular



I. Giriş


Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, demokratik hukuk devletinin en temel yapı taşlarından biridir. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan bu hak, ancak kanunda açıkça belirtilen istisnai durumlarda ve belirli ölçütler çerçevesinde sınırlandırılabilir. Ceza muhakemesi sürecinde, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve yargılamanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amacıyla şüpheli veya sanığın özgürlüğüne müdahale eden çeşitli koruma tedbirlerine başvurulabilmektedir. Bu tedbirlerin en ağırı tutuklama iken, tutuklamaya alternatif olarak öngörülen ve kişi hürriyetini daha az kısıtlayan tedbir ise adli kontroldür.


Modern ceza muhakemesi sistemlerinde, tutuklamanın istisnai bir tedbir olması gerektiği prensibi kabul edilmiştir. Bu bağlamda, tutuklama sebeplerinin varlığı halinde dahi, öncelikle daha hafif bir koruma tedbiri olan adli kontrolün uygulanıp uygulanamayacağı değerlendirilmelidir. Orantılılık ilkesinin bir gereği olarak, adli kontrol tedbirleriyle ulaşılabilecek bir amaca tutuklama tedbiriyle ulaşılmaya çalışılması hukuka aykırılık teşkil eder. Bu çalışmada, ceza muhakemesi hukukumuzda önemli bir yer tutan adli kontrol müessesesi tüm boyutlarıyla incelenmektedir. Bu konuda ayrıntılı bilgi için Dolandırıcılık Suçu: Unsurları ve Cezası başlıklı makalemizi inceleyebilirsiniz.


Çalışmamızın kapsamı içerisinde; adli kontrolün hukuki niteliği, uygulanma şartları, türleri, süresi ve itiraz kanun yolları detaylı olarak ele alınacaktır. Özellikle uygulamada sıklıkla karşılaşılan adli kontrol şartları ve ihlali durumunda ortaya çıkan hukuki sonuçlar, güncel Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararları ışığında değerlendirilecektir. Ceza Hukuku pratiğinde büyük önem taşıyan bu konunun, hem teorik çerçevesi hem de uygulamadaki yansımaları kapsamlı bir şekilde analiz edilmektedir. Bu konuda ayrıntılı bilgi için Adli Sicil Kaydı Sorgulama ve Silme başlıklı makalemizi inceleyebilirsiniz.


Yasal Çerçeve: Adli kontrol tedbirleri, temel olarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 109 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Ayrıca Anayasa'nın 19. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. maddesi, bu tedbirlerin anayasal ve uluslararası dayanaklarını oluşturmaktadır.



II. Adli Kontrol Nedir ve Hukuki Niteliği


Adli kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanması yerine, toplum içinde denetim altında tutularak ceza muhakemesi sürecinin güvence altına alınmasını sağlayan bir koruma tedbiridir. CMK m. 109'da düzenlenen bu müessese, tutuklamanın getirdiği ağır sonuçları bertaraf etmeyi ve kişinin sosyal, ekonomik ve ailevi yaşantısından tamamen kopmasını engellemeyi amaçlar. Hukuki niteliği itibarıyla adli kontrol, tıpkı tutuklama gibi bir koruma tedbiridir; bir ceza veya yaptırım değildir. Masumiyet karinesi gereğince, hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı bulunmayan kişinin özgürlüğünün asgari düzeyde kısıtlanması esastır. Bu konuda ayrıntılı bilgi için HAGB: Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması başlıklı makalemizi inceleyebilirsiniz.


Ceza muhakemesinde koruma tedbirlerinin temel amacı, muhakemenin yapılabilmesini ve verilecek olası bir hükmün infaz edilebilmesini güvence altına almaktır. Adli kontrol de bu amaca hizmet ederken, tutuklamanın subsidiyer (ikincil) niteliğini vurgular. Diğer bir ifadeyle, adli kontrol ile ulaşılabilecek bir sonuca tutuklama ile ulaşılması, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. Bu nedenle hakim veya mahkeme, tutuklama kararı vermeden önce mutlaka adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalıp kalmayacağını gerekçelendirmek zorundadır.


5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.109/1: "Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına karar verilebilir."

Adli kontrolün hukuki niteliği bağlamında değerlendirilmesi gereken bir diğer husus, bu tedbirin geçici olmasıdır. Koruma tedbirleri geçicidir ve muhakeme sürecinde şartların değişmesi halinde derhal kaldırılmalı veya değiştirilmelidir. Adli kontrol de belirli yükümlülükler içerdiği için kişinin temel hak ve özgürlüklerine müdahale teşkil eder. Bu müdahalenin hukuka uygun olabilmesi için kanunilik, ölçülülük ve gereklilik ilkelerine titizlikle uyulması şarttır. Bu konuda ayrıntılı bilgi için Siber Suçlar: TCK Kapsamında İnceleme başlıklı makalemizi inceleyebilirsiniz.



III. Adli Kontrol Kararı Verilebilmesinin Şartları


Adli kontrol tedbirine hükmedilebilmesi için belirli yasal şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. CMK sistematiğinde adli kontrol, kural olarak tutuklamaya alternatif bir tedbir olarak düzenlendiğinden, adli kontrol kararı verilebilmesi için öncelikle tutuklama şartlarının varlığı aranmaktadır. Adli kontrol şartları ve ihlali konusunun temelini oluşturan bu koşullar, soruşturma ve kovuşturma makamları tarafından titizlikle incelenmelidir.


Birinci ve en temel şart, "kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin" bulunmasıdır. Sadece basit veya makul bir şüphe, adli kontrol kararı verilmesi için yeterli değildir. Şüphelinin veya sanığın atılı suçu işlediğine dair objektif gözlemcileri ikna edecek nitelikte, dosya kapsamında somut deliller bulunmalıdır. İkinci şart ise, CMK m. 100'de sayılan tutuklama nedenlerinden en az birinin (kaçma şüphesi veya delilleri karartma şüphesi) var olmasıdır. Tutuklama nedeni bulunmayan bir durumda, kişiyi yükümlülük altına sokan adli kontrol kararı verilemez. Bu konuda ayrıntılı bilgi için Ceza Davasında Uzlaşma Süreci başlıklı makalemizi inceleyebilirsiniz.


Üçüncü ve belki de en önemli şart "orantılılık" (ölçülülük) ilkesidir. İşlendiği iddia olunan suçun önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile adli kontrol tedbiri arasında adil bir denge bulunmalıdır. Verilecek adli kontrol kararı, kişinin özgürlüğünü gereksiz yere ve aşırı derecede kısıtlamamalıdır. Örneğin, hafif bir suç isnadı altında olan ve sabit ikametgahı bulunan bir kişiye her gün imza atma yükümlülüğü getirilmesi, orantılılık ilkesine aykırı düşecektir. Bu konuda ayrıntılı bilgi için Alkollü Araç Kullanma Cezaları 2026 başlıklı makalemizi inceleyebilirsiniz.


Dikkat: Kanunda öngörülen ceza üst sınırı iki yıldan az olan suçlarda kural olarak tutuklama kararı verilemez. Ancak kanun koyucu, CMK m. 109/2 hükmüyle, tutuklama yasağı öngörülen bu hallerde dahi adli kontrol kararı verilebileceğini açıkça düzenlemiştir.



IV. Adli Kontrol Tedbirinin Türleri


Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 109. maddesinin 3. fıkrasında, şüpheli veya sanık hakkında uygulanabilecek adli kontrol yükümlülükleri (türleri) tahdidi olmayan bir şekilde (örnekleyici olarak) sayılmıştır. Hakim veya mahkeme, somut olayın özelliklerine göre bu yükümlülüklerden birine veya birkaçına birlikte hükmedebilir. En sık uygulanan adli kontrol türlerinden biri "yurt dışına çıkamamak" tır. Kişinin kaçma şüphesini bertaraf etmek amacıyla uygulanan bu tedbir, pasaportun iptali veya sınır kapılarına bildirim yapılması suretiyle infaz edilir. Bu konuda ayrıntılı bilgi için Siber Suçlar: Tanımları ve Cezaları başlıklı makalemizi inceleyebilirsiniz.


Bir diğer yaygın tür, "hakim tarafından belirlenen yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak" yükümlülüğüdür. Uygulamada "imza atma" olarak bilinen bu tedbir, genellikle kişinin ikametgahına en yakın karakola haftanın belirli günlerinde giderek imza atmasını ifade eder. Bunun yanı sıra, "hakimin belirttiği merci veya kişilerin çağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam konularındaki kontrol tedbirlerine uymak", "her türlü taşıtları veya bunlardan bazılarını kullanamamak ve gerektiğinde sürücü belgesini teslim etmek" gibi yükümlülükler de kanunda öngörülmüştür. Bu konuda ayrıntılı bilgi için İnternet İçerik Kaldırma: Hukuki Süreç başlıklı makalemizi inceleyebilirsiniz.


Son yıllarda teknolojinin gelişmesiyle birlikte sıkça başvurulan bir diğer tedbir ise "konutunu terk etmemek" veya "belirli bir yerleşim bölgesini terk etmemek" yükümlülüğüdür. Bu tedbirler genellikle elektronik kelepçe (elektronik izleme) yöntemiyle infaz edilmektedir. Elektronik izleme, kişinin hareket alanını sınırlandırırken aynı zamanda ev hapsi benzeri bir etki yarattığından, özgürlüğe müdahalesi oldukça yoğun bir tedbirdir. Ayrıca, uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılığından arınmak amacıyla hastaneye yatmak, silâh bulunduramamak ve teminat yatırmak gibi spesifik adli kontrol türleri de mevcuttur. Bu konuda ayrıntılı bilgi için Suç Duyurusu Nasıl Yapılır: Savcılık Başvurusu başlıklı makalemizi inceleyebilirsiniz.


Adli Kontrol Türü

Uygulama Şekli

Kısıtlanan Temel Hak

Yurt Dışına Çıkış Yasağı

Hudut kapılarına bildirim, pasaport tahdidi

Seyahat Hürriyeti

İmza Atma Yükümlülüğü

Belirlenen kolluk birimine düzenli başvuru

Seyahat Hürriyeti

Konutunu Terk Etmeme

Elektronik kelepçe ile izleme (Ev hapsi)

Kişi Hürriyeti

Teminat Yatırma

Belirlenen meblağın vezneye depo edilmesi

Mülkiyet Hakkı



V. Adli Kontrol Kararı Vermeye Yetkili Merciler


Adli kontrol tedbirine karar verme yetkisi, muhakemenin evresine göre değişiklik göstermektedir. Soruşturma evresinde, kural olarak Cumhuriyet savcısının istemi üzerine Sulh Ceza Hakimliği tarafından adli kontrol kararı verilebilir. Cumhuriyet savcısının re'sen adli kontrol kararı verme yetkisi bulunmamaktadır; savcılık makamı yalnızca talep eden konumundadır. Sulh Ceza Hakimi, savcının talebiyle bağlı değildir; tutuklama talep edilmiş olsa dahi adli kontrol kararı verebilir veya adli kontrol talebini reddederek şüpheliyi serbest bırakabilir. Bu konuda ayrıntılı bilgi için İnternet Üzerinden Hakaret ve Cezası başlıklı makalemizi inceleyebilirsiniz.


Kovuşturma evresinde ise yetki, davaya bakmakta olan mahkemeye aittir. Asliye Ceza Mahkemesi veya Ağır Ceza Mahkemesi, yargılama sürecinin her aşamasında sanık hakkında re'sen veya Cumhuriyet savcısının mütalaası üzerine adli kontrol kararı verebilir. Aynı şekilde, istinaf kanun yolu aşamasında Bölge Adliye Mahkemesi ilgili ceza dairesi ve temyiz aşamasında Yargıtay ilgili ceza dairesi de gerekli gördüğü hallerde adli kontrol kararı ittihaz etmeye yetkilidir. Bu konuda ayrıntılı bilgi için Ceza Davası Süreci: Soruşturmadan Karara başlıklı makalemizi inceleyebilirsiniz.


Yetkili merciin karar verirken somut olaydaki delil durumunu, suçun vasıf ve mahiyetini, şüpheli veya sanığın kişisel ve sosyal durumunu dikkate alması zorunludur. Verilecek kararların gerekçeli olması, Anayasa'nın 141. maddesinin emredici bir hükmüdür. Gerekçesiz veya basmakalıp ifadelerle (örneğin "dosya kapsamı nazara alınarak") verilen adli kontrol kararları, hukuka aykırılık teşkil eder ve itiraz incelemesinde kaldırılma nedenidir.



VI. Adli Kontrol Süreleri ve Uzatılması


Kişi hürriyetinin belirsiz bir süre boyunca kısıtlanmasını önlemek amacıyla, kanun koyucu adli kontrol tedbirleri için de tıpkı tutuklamada olduğu gibi azami süreler öngörmüştür. 7331 sayılı Kanun ile CMK'da yapılan değişiklikler sonucunda, adli kontrol süreleri suçun niteliğine ve yargılama makamının görev alanına göre kademelendirilmiştir. Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde (Asliye Ceza Mahkemesi kapsamındaki suçlarda) adli kontrol süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek bir yıl daha uzatılabilir. Dolayısıyla asliye cezalık suçlarda azami süre toplam üç yılı geçemez. Bu konuda ayrıntılı bilgi için Dolandırıcılık Suçu: Ceza ve Şikayet Süreci başlıklı makalemizi inceleyebilirsiniz.


Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde ise adli kontrol süresi en çok üç yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; ancak uzatma süresi toplam üç yılı, Türk Ceza Kanunu'nun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda dört yılı geçemez. Çocuklar bakımından bu süreler yarı oranında uygulanmaktadır. Sürelerin azami sınırlarına ulaşılması halinde adli kontrol kararı kendiliğinden (ipso jure) ortadan kalkar.


Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2018/142 E.: "Koruma tedbirleri geçici nitelikte olup, muhakemenin gayesine ulaşılması için bir araçtır. Kanunda öngörülen azami sürelerin dolması halinde, tedbirin devamında yasal olanak bulunmamaktadır."

Belirtilen azami sürelerin hesaplanmasında, şüpheli veya sanığın aynı suçtan dolayı daha önce tutuklu kaldığı süreler dikkate alınmaz; adli kontrol süreleri bağımsız olarak hesaplanır. Ancak uygulamada, tutuklulukta geçen süre ile adli kontrolde geçen sürelerin toplamının makul süreyi aşıp aşmadığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları çerçevesinde değerlendirilmelidir.



VII. Adli Kontrol Kararına İtiraz Usulü


Adli kontrol kararları, şüpheli veya sanığın temel haklarına müdahale niteliğinde olduğundan, bu kararlara karşı kanun yoluna başvurulması mümkündür. CMK m. 111 hükmü uyarınca, şüpheli veya sanık, yasal temsilcisi, eşi veya müdafii adli kontrol kararına itiraz edebilir. İtiraz süresi, kararın tefhim veya tebliğinden itibaren iki haftadır. İtiraz, kararı veren mercie bir dilekçe verilmesi veya zabıt katibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır.


Sulh ceza hâkimliğinin tutuklama ve adli kontrole ilişkin kararlarına itirazı, CMK m.268/3-b uyarınca yargı çevresindeki asliye ceza mahkemesi hâkimi inceler. Sulh ceza hâkimliği işlerini asliye ceza hâkimi görüyorsa inceleme ağır ceza mahkemesi başkanına aittir. Diğer kararların mercii aynı maddenin ilgili bendine göre ayrıca belirlenir.


Uygulamada, Ceza Hukuku avukatları tarafından sıklıkla başvurulan itiraz nedenleri arasında; somut delil yokluğu, kaçma veya delil karartma şüphesinin bulunmaması, ölçülülük ilkesine aykırılık ve şüphelinin sağlık, aile veya iş durumunun tedbirin infazını aşırı derecede zorlaştırması yer almaktadır. Etkili bir itiraz dilekçesinde, yalnızca soyut hukuk kurallarının tekrarı değil, somut olayın özelliklerinin ve tedbirin kişi üzerindeki olumsuz etkilerinin detaylı bir şekilde açıklanması büyük önem arz etmektedir.



VIII. Adli Kontrol Yükümlülüklerinin İhlali ve Sonuçları


Adli kontrol kararının en kritik boyutlarından biri, yükümlülüklerin yerine getirilmemesi durumunda ortaya çıkacak sonuçlardır. Adli kontrol şartları ve ihlali halinde uygulanacak yaptırım, CMK m. 112'de açıkça düzenlenmiştir. Buna göre, adli kontrol hükümlerini isteyerek (kasten) yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında, hükmedilebilecek cezanın süresine bakılmaksızın yetkili merci tarafından tutuklama kararı verilebilir. Bu durum, adli kontrolün ihlalinin doğrudan ve en ağır yaptırımıdır.


Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, ihlalin "isteyerek" (kasıtlı olarak) yapılmış olmasıdır. Şüpheli veya sanığın iradesi dışında gelişen mücbir sebepler (örneğin ağır hastalık, kaza, doğal afet, resmi bir makamca alıkonulma gibi) nedeniyle yükümlülüğün ihlal edilmesi halinde tutuklama kararı verilemez. İhlalin kasıtlı olup olmadığı, yetkili hakim veya mahkeme tarafından somut olayın koşullarına göre takdir edilir. Uygulamada, kolluk kuvvetleri tarafından tutulan tutanaklar ihlalin tespitinde temel dayanak noktasıdır.


Kanun koyucu, ihlal halinde tutuklama kararı verilmesini zorunlu tutmamış, takdir yetkisini hakime bırakmıştır ("tutuklama kararı verilebilir"). Hakim, ihlalin ağırlığını, sıklığını ve niteliğini değerlendirerek tutuklama kararı verebileceği gibi, mevcut adli kontrol yükümlülüğünü daha ağır bir yükümlülükle de (örneğin haftada bir imza atma şartını haftada üç güne çıkarma veya elektronik kelepçe takılması) değiştirebilir. Elektronik kelepçenin kasten kırılması veya sinyal vermesinin engellenmesi gibi durumlarda ise genellikle doğrudan tutuklama tedbirine başvurulmaktadır.



IX. Adli Kontrolün Kaldırılması veya Değiştirilmesi


Ceza muhakemesinde koruma tedbirleri geçici nitelikte olduğundan, şartların değişmesi halinde bu tedbirlerin kaldırılması veya değiştirilmesi zorunludur. CMK m. 111 uyarınca, şüpheli veya sanığın istemi üzerine, Cumhuriyet savcısının görüşü alındıktan sonra hakim veya mahkeme beş gün içinde adli kontrolün kaldırılmasına veya içerdiği yükümlülüklerin değiştirilmesine karar verebilir. Aynı şekilde, Cumhuriyet savcısı da adli kontrolün kaldırılmasını re'sen talep edebilir.


Adli kontrolün kaldırılmasını gerektiren haller genellikle hukuki veya fiili durumun şüpheli/sanık lehine değişmesidir. Örneğin, dosyaya giren yeni bir bilirkişi raporu veya tanık beyanı ile kuvvetli suç şüphesinin ortadan kalkması, mağdurun şikayetinden vazgeçmesi, suç vasfının lehe değişme ihtimalinin belirmesi veya soruşturmanın tamamlanarak delillerin toplanmış olması gibi durumlarda adli kontrol tedbirinin devamında hukuki yarar kalmaz. Bu hallerde tedbir derhal kaldırılmalıdır.


Değiştirme (Tadil) ise, mevcut adli kontrol yükümlülüğünün daha hafif veya farklı bir yükümlülükle ikame edilmesidir. Örneğin, sağlık sorunları nedeniyle imza atmakta zorlanan bir sanığın yükümlülüğü, teminat yatırma veya yurt dışına çıkış yasağı şeklinde değiştirilebilir. Hakim veya mahkeme, yargılamanın her aşamasında sanığın durumunu periyodik olarak değerlendirerek, tedbirin ölçülülüğünü denetlemek ve gerektiğinde re'sen karar almakla yükümlüdür. Kovuşturmaya yer olmadığına (takipsizlik) veya beraat kararı verilmesi hallerinde adli kontrol tedbiri kendiliğinden hükümsüz kalır.



X. Adli Kontrolde Geçen Sürenin Cezadan Mahsubu


Mahsup, ceza muhakemesi sürecinde kişinin özgürlüğünün kısıtlandığı sürelerin, yargılama neticesinde verilen kesinleşmiş hapis cezasından indirilmesini ifade eder. Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 63. maddesi kural olarak, tutuklulukta ve gözaltında geçen sürelerin cezadan mahsup edileceğini düzenlemiştir. Uzun bir süre, adli kontrolde geçen sürelerin mahsubu tartışmalı bir konu olmuş ve kanunda açık bir düzenleme bulunmadığından mahsup işlemi yapılamamıştır.


Ancak, adli kontrol yükümlülüklerinden bazıları kişi hürriyetini tutuklama kadar ağır şekilde kısıtladığı için, kanun koyucu bu adaletsizliği gidermek amacıyla TCK m. 63'te değişiklik yapmıştır. Mevcut düzenlemeye göre; sadece "konutunu terk etmemek" (ev hapsi) veya "uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla hastaneye yatmak" şeklindeki adli kontrol yükümlülükleri altında geçen süreler cezadan mahsup edilebilir. Bu mahsup işleminde, konutunu terk etmemek yükümlülüğü altında geçen her iki gün, cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınır (2 gün ev hapsi = 1 gün hapis cezası).


Diğer adli kontrol yükümlülüklerinde (örneğin yurt dışına çıkış yasağı veya imza atma) geçen süreler ise, kişi hürriyetini dar anlamda ortadan kaldırmadığı, yalnızca seyahat hürriyetini kısıtladığı gerekçesiyle hapis cezasından mahsup edilmez. Bu kural, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararlarıyla da istikrarlı bir şekilde uygulanmaktadır. Uyuşturucu tedavisi için hastanede geçen sürelerin ise tamamı mahsup edilmektedir.


Dikkat: Yurt dışına çıkış yasağı veya imza atma gibi yükümlülükler altında geçen sürelerin hapis cezasından mahsup edilmesi yasal olarak mümkün değildir. Mahsup kuralı, yalnızca kanunda açıkça belirtilen ev hapsi ve zorunlu hastane yatışı durumlarında uygulanır.



XI. Adli Kontrol Tedbirlerinde Tazminat Hakkı


Hukuka aykırı olarak uygulanan koruma tedbirleri nedeniyle kişilerin uğradığı maddi ve manevi zararların devlet tarafından karşılanması, hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. CMK m. 141 hükmünde, tazminat istemine konu olabilecek hukuka aykırı işlemler tahdidi (sınırlı) olarak sayılmıştır. Hakkında haksız veya hukuka aykırı şekilde adli kontrol kararı verilen, süresi yasal sınırları aşan veya beraat/takipsizlik kararı almasına rağmen uzun süre adli kontrol altında tutulan kişiler, devletten tazminat talep edebilirler.


Özellikle, soruşturma neticesinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (KYOK) verilmesi veya yargılama sonucunda beraat kararı kesinleşen kişilerin, haksız yere maruz kaldıkları adli kontrol tedbirleri nedeniyle ağır manevi çöküntü yaşamaları muhtemeldir. İmza atma yükümlülüğü nedeniyle işini kaybeden veya yurt dışına çıkış yasağı nedeniyle ticari faaliyetleri sekteye uğrayan kişilerin maddi tazminat talep etme hakkı saklıdır. Tazminat davası, kararın kesinleştiğinin ilgiliye tebliğinden itibaren üç ay ve her halde kararın kesinleşme tarihinden itibaren bir yıl içinde kişinin ikametgahının bulunduğu yer Ağır Ceza Mahkemesinde açılmalıdır.


Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2019/5432 E.: "Hakkında beraat kararı verilen davacının, yargılama sürecinde maruz kaldığı adli kontrol (yurt dışı çıkış yasağı ve imza yükümlülüğü) tedbiri nedeniyle, sosyal ve ticari hayatının olumsuz etkilendiği sabit olmakla, uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerekir."

Mahkeme, tazminat miktarını belirlerken davacının sosyal ve ekonomik durumunu, tedbirin türünü, süresini, uygulandığı koşulları ve kişinin uğradığı zararın ağırlığını dikkate alarak hakkaniyete uygun bir değerlendirme yapar.



XII. Sonuç


Ceza muhakemesi sürecinde kişi özgürlüğünü doğrudan etkileyen koruma tedbirlerinin uygulanması, hassas bir dengenin kurulmasını gerektirir. Adli kontrol, tutuklamanın olumsuz ve yıkıcı etkilerini ortadan kaldırmak amacıyla ihdas edilmiş, ölçülülük ilkesinin yansıması olan hayati bir müessesedir. Makalemizde detaylıca incelendiği üzere; adli kontrol şartları ve ihlali durumları, uygulayıcılar tarafından titizlikle değerlendirilmeli ve kişi hürriyeti esasına uygun kararlar tesis edilmelidir. Değerlendirmelerimiz ışığında konuyu özetlemek gerekirse:


  1. Adli kontrol, kural olarak tutuklamaya alternatif bir koruma tedbiridir ve tutuklama şartlarının varlığını gerektirir.

  2. Hakim veya mahkeme, orantılılık ilkesini gözeterek somut olaya en uygun adli kontrol türünü (imza, yurt dışı yasağı, ev hapsi vb.) belirlemelidir.

  3. Kanunda öngörülen azami sürelerin dolması veya yargılama şartlarının sanık lehine değişmesi durumunda tedbir derhal kaldırılmalıdır.

  4. Adli kontrol yükümlülüklerinin mazeretsiz ve kasıtlı olarak ihlali, yetkili merci tarafından tutuklama kararı verilmesine yol açabilir.

  5. Sadece ev hapsi ve hastanede tedavi amacıyla geçen süreler, hapis cezasından mahsup edilebilir; diğer tedbirler mahsup edilemez.

  6. Haksız yere adli kontrol tedbirine maruz kalan kişiler, kararın kesinleşmesinin ardından devletten maddi ve manevi tazminat talep etme hakkına sahiptir.


Bu makale yalnızca bilgilendirme amacı taşımakta olup hukuki danışmanlık niteliğinde değildir. Somut hukuki sorunlarınızda Işıkoğlu Hukuk Bürosu olarak yanınızdayız. Hemen Sorun Makalede yer alan bilgiler, yayın tarihi itibarıyla yürürlükteki mevzuata dayanmakta olup, mevzuat değişiklikleri nedeniyle güncelliğini yitirebilir.




İlgili Makaleler











Kaynaklar ve Referanslar











Bu makale 19 Ekim 2026 tarihinde guncellenmistir. Icerik bilgilendirme amaclidir ve hukuki danismanlik yerine gecmez.


Bu makale bilgilendirme amaciyla hazirlanmistir. Hukuki danismanlik yerine gecmez.


Güncellik kontrolünde kullanılan resmî kaynaklar


Sıkça Sorulan Sorular


1. Adli kontrol kararı en fazla ne kadar sürer?


CMK m.109 ve devamı maddelerine göre adli kontrol süresi, Asliye Ceza Mahkemesinin görevine giren işlerde en çok 2 yıl olup zorunlu hallerde 1 yıl uzatılabilir. Ağır Ceza Mahkemesinin görevine giren işlerde ise bu süre 3 yıl olup uzatma süresi 3 yılı, terör suçlarında ise 4 yılı geçemez.


2. Adli kontrol kapsamında yurt dışı yasağı nasıl kaldırılır?


Yurt dışına çıkış yasağının kaldırılması için, kararı veren veya dosyaya bakmakta olan mahkemeye gerekçeli bir dilekçe ile başvurulması gerekir. Ticari faaliyet, eğitim veya sağlık gibi zorunlu sebepler evraklarla ispat edildiğinde ve kaçma şüphesi kalmadığında mahkeme kararı kaldırabilir veya geçici olarak teminat karşılığı izin verebilir.


3. İmza atma yükümlülüğünü unutursam ne olur?


CMK m.112 uyarınca, adli kontrol yükümlülüklerini isteyerek (kasten) yerine getirmeyen kişi hakkında tutuklama kararı verilebilir. Ancak unutma, hastalık veya kaza gibi mücbir sebepler varsa, durumu derhal ilgili karakola veya mahkemeye sağlık raporu gibi belgelerle bildirmek tutuklama riskini ortadan kaldırır.


4. Adli kontrol kararına itiraz süresi kaç gündür ve nereye yapılır?


Adli kontrol kararına itiraz süresi, kararın yüze karşı okunmasından (tefhim) veya tebliğinden itibaren iki haftadır. İtiraz, kararı veren hakimliğe veya mahkemeye bir dilekçe ile yapılır; merci kararını değiştirmezse dosyayı itirazı incelemeye yetkili üst makama gönderir.


5. Ev hapsi (konutunu terk etmeme) hapis cezasından düşülür mü?


Evet, TCK m.63 hükmüne göre konutunu terk etmemek yükümlülüğü altında (elektronik kelepçe/ev hapsi) geçen süreler hapis cezasından mahsup edilir. Bu mahsup işleminde, ev hapsinde geçen her iki gün, hapis cezasının bir gününe karşılık gelecek şekilde hesaplanır.


6. Adli kontrol sicile (sabıka kaydına) işler mi?


Hayır, adli kontrol bir koruma tedbiridir ve kişinin suçlu olduğunu göstermez. Adli Sicil Kanunu gereği, yalnızca kesinleşmiş mahkumiyet kararları adli sicil kaydına işlendiğinden, devam eden yargılamadaki adli kontrol tedbiri e-devlet sabıka kaydında görünmez.


7. Savcı doğrudan adli kontrol kararı verebilir mi?


Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının re'sen adli kontrol kararı verme yetkisi yoktur. Savcı sadece adli kontrol talep edebilir; bu talebi değerlendirip kararı verecek olan yegane merci Sulh Ceza Hakimliğidir.


8. Haksız adli kontrol nedeniyle tazminat davası açılabilir mi?


Evet, CMK m.141 kapsamında, hukuka aykırı olarak adli kontrole tabi tutulan veya yargılama sonucunda beraat/takipsizlik kararı alan kişiler maddi ve manevi tazminat davası açabilirler. Dava, kararın kesinleşmesinin tebliğinden itibaren 3 ay ve her halde 1 yıl içinde Ağır Ceza Mahkemesinde açılmalıdır.


Bu makale yalnızca bilgilendirme amacı taşımakta olup hukuki danışmanlık yerine geçmez. Her somut olay kendine özgü koşullar içerdiğinden, bireysel hukuki değerlendirme için Işıkoğlu Hukuk Bürosu ile iletişime geçmenizi tavsiye ederiz. Hemen Sorun


Bu makale bilgilendirme amaciyla hazirlanmistir. Hukuki danismanlik yerine gecmez.

bottom of page