Tutukluluk Süresi ve İtiraz Yolları
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) m. 102 ve ilgili mevzuat uyarınca tutukluluk süresi ne kadar sorusunun yanıtı, soruşturma ve kovuşturma aşamalarındaki azami süreler, tahliye talebi, tutuklamaya itiraz usulü ve haksız tutuklama tazminatı ile Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay emsal kararları — kapsamlı hukuki rehber.

Mevzuat ve süre kontrolü: 19 Ekim 2026. Ceza muhakemesindeki başvuru süresi; karar türü, öğrenme veya gerekçeli tebliğ tarihi ve zaman bakımından uygulanacak hükme göre belirlenir. KYOK itirazında CMK m.173, genel itirazda m.268; istinafta m.273 ayrı uygulanır. Eski yedi/on beş günlük açıklamalar güncel genel kural olarak kullanılamaz.
Ozet (TL;DR)
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) m. 102 ve ilgili mevzuat uyarınca tutukluluk süresi ne kadar sorusunun yanıtı, soruşturma ve kovuşturma aşamalarındaki azami süreler, tahliye talebi, tutuklamaya itiraz usulü ve haksız tutuklama tazminatı ile Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay emsal kararları — kapsamlı hukuki rehber.
Bu makale son olarak 19 Ekim 2026 tarihinde guncellenmistir. Icerik bilgilendirme amaclidir ve hukuki gorus yerine gecmez.
İçindekiler
I. Giriş
II. Tutuklama Koruma Tedbirinin Hukuki Niteliği ve Şartları
III. Ceza Muhakemesi Kanunu Kapsamında Tutuklama Nedenleri
IV. Tutukluluk Süresi Ne Kadar? (Genel Bakış)
V. Soruşturma Aşamasında Tutukluluk Süreleri
VI. Kovuşturma Aşamasında Tutukluluk Süreleri
VII. Suça Sürüklenen Çocuklar Bakımından Tutukluluk Süreleri
VIII. Terör ve Örgütlü Suçlarda Tutukluluk Süreleri
IX. Tutuklama Kararına İtiraz Yolları ve Usulü
X. Tutukluluğun İncelenmesi ve Tahliye Talebi
XI. Haksız Tutuklama Halinde Tazminat Hakkı (CMK m. 141)
XII. Sonuç
Sıkça Sorulan Sorular
I. Giriş
Ceza muhakemesi sürecinde şüpheli veya sanığın temel hak ve özgürlüklerine en ağır müdahaleyi oluşturan koruma tedbiri tutuklamadır. Anayasa'nın 19. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 5. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının istisnasını teşkil eden bu tedbir, kanunilik ilkesi gereği sıkı şekil şartlarına ve sürelere tabidir. Uygulamada ve teoride en çok tartışılan konulardan biri, tutukluluk süresi ne kadar olmalıdır ve bu sürelerin aşılması halinde başvurulacak hukuki yolların neler olduğudur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK), mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'ndan (CMUK) farklı olarak tutukluluk sürelerini soruşturma ve kovuşturma aşamaları için ayrı ayrı düzenlemiş, ayrıca mahkemelerin görev alanlarına (Asliye Ceza ve Ağır Ceza) göre farklı azami süreler öngörmüştür. Bu durum, yargılamanın makul sürede bitirilmesi ilkesi ile doğrudan bağlantılıdır. Bu konuda ayrıntılı bilgi için Dolandırıcılık Suçu: Unsurları ve Cezası başlıklı makalemizi inceleyebilirsiniz.
Bu çalışmada, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 102 ve m. 108 hükümleri çerçevesinde tutukluluk süreleri detaylı bir biçimde incelenmektedir. Ayrıca, tutuklama kararına karşı itiraz yolları, tahliye taleplerinin değerlendirilme usulü ve azami tutukluluk sürelerinin aşılması veya haksız tutuklama durumunda gündeme gelen tazminat talepleri, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay emsal kararları ışığında ele alınmaktadır. Ceza yargılamasında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması bakımından bu sürelerin ve itiraz mekanizmalarının doğru işletilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu konuda ayrıntılı bilgi için HAGB: Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması başlıklı makalemizi inceleyebilirsiniz.
II. Tutuklama Koruma Tedbirinin Hukuki Niteliği ve Şartları
Tutuklama, henüz kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmü bulunmaksızın, kaçma veya delilleri karartma şüphesi bulunan şüpheli veya sanığın özgürlüğünün geçici olarak kısıtlanmasıdır. Bu niteliği gereği tutuklama bir ceza değil, ceza muhakemesinin sağlıklı bir şekilde yürütülmesini ve verilecek olası bir mahkumiyet kararının infaz edilebilirliğini sağlamak amacıyla uygulanan bir koruma tedbiridir. Bu konuda ayrıntılı bilgi için Siber Suçlar: TCK Kapsamında İnceleme başlıklı makalemizi inceleyebilirsiniz.
5271 sayılı CMK m. 100 uyarınca tutuklama kararı verilebilmesi için belirli maddi ve hukuki şartların birlikte gerçekleşmesi aranmaktadır. Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması ve bir tutuklama nedeninin mevcut olması bu şartların temelini oluşturur. Sadece kuvvetli suç şüphesinin varlığı tek başına yeterli kabul edilmemekte, tedbirin orantılılığı da mutlaka değerlendirilmelidir.
Tutuklamanın Temel Şartları: 1. Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması. 2. Kanunda sayılan tutuklama nedenlerinden en az birinin (kaçma şüphesi veya delilleri karartma şüphesi) mevcut olması. 3. Verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile tutuklama tedbirinin ölçülü (orantılı) olması. İşin önemi, beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.
Ayrıca, Ceza Hukuku uygulamalarında adli kontrol tedbirlerinin (CMK m. 109) tutuklamanın amacına ulaşmada yetersiz kalacağı kanaatine varılması halinde tutuklama kararı verilebilir. Bu durum, tutuklamanın ultima ratio (son çare) olması ilkesinin bir sonucudur. Bu konuda ayrıntılı bilgi için Ceza Davasında Uzlaşma Süreci başlıklı makalemizi inceleyebilirsiniz.
Hukuki niteliği itibarıyla tutuklama, yargılama sürecinin sağlıklı işlemesi gayesiyle sınırlandırılmış bir tedbir olup, infaz niteliğine bürünmemelidir. Ceza adalet sisteminde bu husus sıklıkla denetlenmektedir. Bu konuda ayrıntılı bilgi için Alkollü Araç Kullanma Cezaları 2026 başlıklı makalemizi inceleyebilirsiniz.
III. Ceza Muhakemesi Kanunu Kapsamında Tutuklama Nedenleri
CMK m. 100/2, hangi hallerde tutuklama nedeninin var sayılacağını açıkça düzenlemiştir. Kanun koyucu, tutuklama nedenlerini sınırlı sayıda (numerus clausus) belirlememiş ancak temel kriterleri ortaya koymuştur. Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların varlığı temel bir tutuklama nedenidir. Bu konuda ayrıntılı bilgi için Adli Sicil Kaydı Sorgulama ve Silme başlıklı makalemizi inceleyebilirsiniz.
Diğer bir tutuklama nedeni ise şüpheli veya sanığın delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme şüphesidir. Aynı şekilde tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunulduğuna dair kuvvetli şüphe oluşturan somut olguların varlığı da tutuklama kararı verilmesini hukuka uygun hale getirir. Bu şüphelerin somut vakıalara dayanması zorunludur; soyut bir tehlike varsayımı ile özgürlük kısıtlamasına gidilemez. Bu konuda ayrıntılı bilgi için Mobbing: Tanımı, İspatı ve Hukuki Başvuru Yolları başlıklı makalemizi inceleyebilirsiniz.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 100/3: "Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni varsayılabilir: a) Soykırım ve insanlığa karşı suçlar, b) Kasten öldürme, c) Silahla işlenmiş kasten yaralama ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama, d) İşkence..."
Yukarıda alıntılanan CMK m. 100/3 hükmü, uygulamada katalog suçlar olarak adlandırılmaktadır. Katalog suçların işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması halinde, tutuklama nedeni kanuni bir karine olarak varsayılmaktadır. Ancak bu durum, mahkemenin tutuklama kararı vermek zorunda olduğu anlamına gelmez; mahkeme her somut olayda tutuklamanın ölçülülük ilkesine uygun olup olmadığını değerlendirmekle yükümlüdür. Bu konuda ayrıntılı bilgi için Haksız Rekabet: Tanımı, Türleri ve Başvuru Yolları başlıklı makalemizi inceleyebilirsiniz.
Somut olgularla desteklenmeyen ve matbu gerekçelerle verilen tutuklama kararları, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi incelemelerinde hak ihlali olarak değerlendirilmektedir. Bu sebeple mahkemeler kararlarında şüpheyi haklı kılan delilleri göstermek zorundadır. Bu konuda ayrıntılı bilgi için Suç Duyurusu Nasıl Yapılır: Savcılık Başvurusu başlıklı makalemizi inceleyebilirsiniz.
IV. Tutukluluk Süresi Ne Kadar? (Genel Bakış)
Uygulamada şüpheli, sanık ve müdafileri tarafından en sık yöneltilen soru "tutukluluk süresi ne kadar" sorusudur. Türk ceza muhakemesi sisteminde tutukluluk süreleri sınırsız değildir ve evrelere göre farklılık arz etmektedir. Soruşturma aşaması (iddianamenin kabulüne kadar geçen evre) ve kovuşturma aşaması (iddianamenin kabulünden hükmün kesinleşmesine kadar geçen evre) için ayrı azami süreler öngörülmüştür.
CMK m. 102 hükmü, mahkemelerin görev alanlarına göre ikili bir ayrıma gitmiştir. Asliye Ceza Mahkemesinin görev alanına giren işler (kural olarak üst sınırı 10 yıla kadar hapis cezasını gerektiren suçlar) ile Ağır Ceza Mahkemesinin görev alanına giren işler (ağırlaştırılmış müebbet, müebbet ve 10 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlar ile kanunun açıkça saydığı yağma, irtikap, rüşvet gibi suçlar) için tutukluluk süreleri farklılaştırılmıştır. Bu konuda ayrıntılı bilgi için İnternet Üzerinden Hakaret ve Cezası başlıklı makalemizi inceleyebilirsiniz.
Dikkat: Azami tutukluluk sürelerinin hesaplanmasında, şüphelinin veya sanığın gözaltında geçirdiği süreler de tutukluluk süresine dahil edilerek hesaplama yapılmaktadır. Birden fazla suçtan dolayı yürütülen aynı soruşturma veya kovuşturmada süre, en ağır cezayı gerektiren suça göre belirlenir.
Ayrıca, bölge adliye mahkemeleri (istinaf) ve Yargıtay (temyiz) aşamalarında geçen sürelerin azami tutukluluk süresine dahil olup olmadığı hususu uzun süre tartışılmış, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun yerleşik içtihatlarıyla temyiz ve istinaf aşamasında geçen sürelerin CMK m. 102'de belirtilen azami tutukluluk sürelerine dahil edilmeyeceği yönünde uygulama geliştirilmiştir. Bu konuda ayrıntılı bilgi için Ceza Davası Süreci: Soruşturmadan Karara başlıklı makalemizi inceleyebilirsiniz.
V. Soruşturma Aşamasında Tutukluluk Süreleri
Soruşturma evresi, yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabul edilmesine kadar geçen evreyi ifade eder. Bu evrede asıl yetkili makam Cumhuriyet savcısı olup, tutuklama kararları Sulh Ceza Hakimliği tarafından verilmektedir. CMK m. 102 uyarınca soruşturma evresindeki tutukluluk süreleri belli kurallara bağlanmıştır. Bu konuda ayrıntılı bilgi için Dolandırıcılık Suçu: Ceza ve Şikayet Süreci başlıklı makalemizi inceleyebilirsiniz.
Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde (Asliye Ceza Mahkemesi kapsamındaki suçlarda) soruşturma evresindeki tutukluluk süresi en çok altı aydır. Bu sürenin uzatılması kanunen mümkün değildir. Altı aylık süre dolduğunda, şüpheli hakkında iddianame düzenlenerek mahkemeye sunulmamışsa, şüphelinin derhal tahliye edilmesi yasal bir zorunluluktur.
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde ise soruşturma evresindeki tutukluluk süresi en çok bir yıldır. Ancak bu sürenin uzatılması mümkündür. İlgili kanun maddesine göre, zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek bu süre en çok altı ay daha uzatılabilir. Dolayısıyla ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren genel suçlarda soruşturma aşamasında tutukluluk süresi toplamda en fazla 1 yıl 6 ay olabilmektedir.
Mahkeme Görev Alanı | Soruşturma Aşamasında Temel Tutukluluk Süresi | Uzatma Süresi | Toplam Azami Süre |
Asliye Ceza Mahkemesi İşleri | 6 Ay | Uzatılamaz | 6 Ay |
Ağır Ceza Mahkemesi İşleri | 1 Yıl | 6 Ay | 1 Yıl 6 Ay |
Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar vb. | 1 Yıl 6 Ay | 6 Ay | 2 Yıl |
Soruşturma aşamasında azami sürelerin dolması halinde şüpheli salıverilmelidir. Salıverilen şüpheli hakkında adli kontrol tedbirleri uygulanması mümkündür. Böylece kişinin yargılamadan kaçması engellenirken özgürlüğü de ölçüsüzce kısıtlanmamış olur.
VI. Kovuşturma Aşamasında Tutukluluk Süreleri
Kovuşturma evresi, iddianamenin mahkeme tarafından kabul edilmesiyle başlar ve hükmün kesinleşmesine kadar devam eder. Kovuşturma aşamasında azami tutukluluk süreleri daha uzundur, zira yargılamanın delil toplama, tanık dinleme, bilirkişi incelemesi gibi usuli işlemleri bu aşamada gerçekleştirilmektedir.
Asliye ceza mahkemesinin görevine giren işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır. Zorunlu hallerde, gerekçeleri gösterilerek bu süre altı ay daha uzatılabilir. Bu durumda, asliye ceza mahkemesi kapsamında yargılanan bir sanığın kovuşturma aşamasındaki tutukluluk süresi toplamda 1 yıl 6 ayı geçemez.
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde ise tutukluluk süresi kural olarak en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez. Yani, genel ağır ceza mahkemesi kapsamındaki suçlarda (örneğin kasten adam öldürme, nitelikli dolandırıcılık) kovuşturma aşamasındaki azami tutukluluk süresi uzatmalarla birlikte toplam 5 yıldır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2011/1-115 E., 2011/90 K.: "Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 102. maddesinde düzenlenen tutukluluk süreleri, mahalli mahkeme tarafından verilecek hükme kadar geçen süreleri kapsamakta olup; bozma kararı sonrası yapılan yargılamalarda da bu süreler dikkate alınmalıdır. Ancak Yargıtay incelemesinde geçen süreler bu hesaba dahil edilmez."
Uzatma kararları, mahkeme tarafından re'sen verilemez. Uzatma kararı verilebilmesi için Cumhuriyet savcısının, şüpheli veya sanığın ve müdafiinin görüşleri alınmalıdır. Savunma hakkı kısıtlanarak verilen uzatma kararları hukuka aykırılık teşkil eder ve itiraza tabidir.
VII. Suça Sürüklenen Çocuklar Bakımından Tutukluluk Süreleri
Suça sürüklenen çocuklar bakımından ceza adalet sistemi, yetişkinlerden farklı ve daha korumacı bir yaklaşım benimsemiştir. Tutuklama tedbirinin çocuklar üzerinde bırakacağı olumsuz psikolojik ve sosyal etkiler göz önünde bulundurularak, CMK m. 102'de ve Çocuk Koruma Kanunu'nda tutukluluk süreleri yetişkinlere nazaran yarı oranında indirilmiş olarak uygulanır.
CMK m. 102/4 uyarınca; 15 yaşını doldurmamış çocuklar bakımından soruşturma ve kovuşturma evreleri için öngörülen tutukluluk süreleri yarı oranında uygulanır. 15 yaşını doldurmuş ancak 18 yaşını doldurmamış çocuklar bakımından ise bu süreler dörtte üç oranında uygulanır.
Örneğin, asliye ceza mahkemesinin görevine giren bir suçta 14 yaşındaki bir çocuk için soruşturma aşamasındaki azami tutukluluk süresi 6 ay değil, 3 aydır. Kovuşturma aşamasında ise uzatmayla birlikte 1 yıl 6 ay olan süre, 15 yaşından küçük çocuklar için azami 9 ay olarak uygulanmaktadır. Bu düzenleme, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin "çocuğun yüksek yararı" ilkesi ile tam bir uyum içindedir.
Ayrıca, 12 yaşını doldurmamış çocukların cezai sorumluluğu bulunmadığından, bu kişiler hakkında hiçbir surette tutuklama kararı verilemez. Suça sürüklenen çocuklar hakkında tutuklama kararı verilmeden önce adli kontrol hükümlerinin uygulanabilirliği büyük bir titizlikle incelenmeli ve tutuklama en son çare olarak düşünülmelidir.
VIII. Terör ve Örgütlü Suçlarda Tutukluluk Süreleri
Türk Ceza Kanunu'nda yer alan devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, milli savunmaya karşı suçlar ve devlet sırlarına karşı suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlükler ve soruşturma/kovuşturma aşamalarının karmaşıklığı dikkate alınarak daha uzun tutukluluk süreleri öngörülmüştür.
Bu nitelikteki suçlar bakımından soruşturma evresinde tutukluluk süresi en çok bir yıl altı aydır. Gerekçesi gösterilerek zorunlu hallerde bu süre altı ay daha uzatılabilir. Böylece terör ve örgütlü suçlarda soruşturma aşamasında şüpheli en fazla 2 yıl tutuklu kalabilir.
Kovuşturma aşamasında ise, ağır ceza mahkemesinin görevine giren genel işlerde azami uzatma süresi 3 yıl iken; TCK'nın İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda uzatma süresi beş yılı geçemez. Temel 2 yıllık süreye 5 yıllık uzatma eklendiğinde, bu tür suçlarda kovuşturma aşamasındaki azami tutukluluk süresi toplam 7 yıl olmaktadır.
Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararı (Başvuru No: 2014/1440): "Örgütlü suçların karmaşıklığı ve sanık sayısının fazlalığı, yargılamanın uzaması için geçerli bir neden kabul edilebilirse de; yedi yıllık azami tutukluluk süresinin aşılması hiçbir koşulda makul kabul edilemez ve Anayasa'nın 19. maddesinin ihlali sonucunu doğurur."
Bu süreler kesin olup, olağanüstü hal (OHAL) dönemlerinde dahi kanunda yapılan açık bir değişiklik olmaksızın yargı içtihatlarıyla esnetilmesi veya genişletilmesi mümkün değildir.
IX. Tutuklama Kararına İtiraz Yolları ve Usulü
Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının kısıtlanmasına neden olan tutuklama kararına karşı, hukuki denetim mekanizması olarak itiraz yolu öngörülmüştür. CMK m. 101/5 uyarınca, tutuklama kararlarına karşı itiraz edilebilir. Ayrıca tutuklamanın devamına (tutukluluk halinin devamına) ilişkin kararlara karşı da itiraz yolu açıktır.
İtiraz süresi, kararın ilgilinin yüzüne karşı verilmesi (tefhim) veya yokluğunda verilmişse tebliğ edilmesinden itibaren iki haftadır . İtiraz, kararı veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt katibine bir beyanda bulunulması (beyanın tutanağa geçirilmesi şartıyla) suretiyle yapılır. Şüpheli veya sanığın yasal temsilcisi ile eşi de şüpheli veya sanığa açıkça aykırı olmamak kaydıyla itiraz kanun yoluna başvurabilir.
Sulh ceza hâkimliğinin tutuklama ve adli kontrole ilişkin kararlarına itirazı, CMK m.268/3-b uyarınca yargı çevresindeki asliye ceza mahkemesi hâkimi inceler. Sulh ceza hâkimliği işlerini asliye ceza hâkimi görüyorsa inceleme ağır ceza mahkemesi başkanına aittir. Diğer kararların mercii aynı maddenin ilgili bendine göre ayrıca belirlenir.
İtiraz İncelemesi: İtiraz mercii, itirazı evrak üzerinden inceler. Ancak gerekli gördüğü hallerde Cumhuriyet savcısını, müdafii veya vekili dinleyebilir. İtiraz mercii tarafından verilen kararlar kural olarak kesindir; bu kararlara karşı olağan kanun yollarına başvurulamaz.
Tutuklama kararına itiraz dilekçesinde, kuvvetli suç şüphesinin bulunmadığı, kaçma veya delil karartma ihtimalinin somut olgularla desteklenmediği ve adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının ölçülülük ilkesi gereği yeterli olacağı hususları detaylıca vurgulanmalıdır.
X. Tutukluluğun İncelenmesi ve Tahliye Talebi
Tutuklama tedbirinin geçici niteliği gereği, tutukluluk durumunun belirli periyotlarla mahkeme veya hakim tarafından re'sen (kendiliğinden) incelenmesi zorunludur. CMK m. 108 hükmü uyarınca, soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk halinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda Sulh Ceza Hakimi tarafından karar verilir.
Kovuşturma evresinde ise, mahkeme her oturumda veya koşullar gerektirdiğinde oturumlar arasında tutukluluk halinin devamının gerekip gerekmeyeceğine re'sen karar verir. Ancak bu süre de otuz günü geçemez. Uygulamada "tutukluluk incelemesi" olarak adlandırılan bu usuli işlem, tutukluluğun haksız yere uzamasını engellemek amacıyla ihdas edilmiştir.
Şüpheli, sanık veya müdafii, kanuni süreleri beklemeksizin her aşamada soruşturmayı yürüten savcılıktan veya yargılamayı yapan mahkemeden tahliye (salıverilme) talebinde bulunabilir. Tahliye talebi bir dilekçe ile yapılır ve bu dilekçede tutuklama nedenlerinin ortadan kalktığına dair yeni deliller veya hukuki argümanlar ileri sürülmelidir. Tahliye talebi üzerine ilgili merci, üç gün içinde kararını vermek zorundadır.
Tahliye talebinin reddedilmesi halinde, bu ret kararına karşı da iki hafta içinde itiraz kanun yoluna başvurulması mümkündür. Sürekli reddedilen tahliye talepleri ve uzun tutukluluk süreleri, iç hukuk yollarının tüketilmesinin ardından Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru konusu yapılabilmektedir.
XI. Haksız Tutuklama Halinde Tazminat Hakkı (CMK m. 141)
Hukuka aykırı olarak veya kanunda belirtilen azami tutukluluk süreleri aşılarak özgürlüğü kısıtlanan kişilerin, devletten maddi ve manevi tazminat talep etme hakkı bulunmaktadır. CMK m. 141 hükmünde koruma tedbirleri nedeniyle tazminat talep edilebilecek haller tek tek sayılmıştır.
Özellikle aşağıdaki durumlarda haksız tutuklama tazminatı gündeme gelir:
Kanunlarda belirtilen koşullar dışında tutuklananlar veya tutukluluğunun devamına karar verilenler,
Kanuni gözaltı ve tutukluluk süreleri içinde hakim önüne çıkarılmayanlar,
Kanuni hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği reddedilerek tutuklananlar,
Tutuklama nedenleri ortadan kalkmasına rağmen makul sürede tahliye edilmeyenler,
Hakkındaki tutuklama kararı geri alınan, beraat eden veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (takipsizlik) verilenler.
Tazminat davası, kararın veya hükmün kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her halde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde açılmalıdır. Bu süreler hak düşürücü niteliktedir.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2018/4500 E., 2019/1200 K.: "Davacı hakkında beraat kararı verilip kesinleşmesi halinde, CMK 141. maddesi kapsamında tazminat hakkı doğar. Haksız tutuklu kalınan süre için hükmedilecek manevi tazminat miktarının, kişinin sosyal ve ekonomik durumu ile tutuklu kaldığı süre dikkate alınarak hakkaniyete uygun belirlenmesi zorunludur."
Tazminat davaları, zarara uğrayanın oturduğu yer Ağır Ceza Mahkemesinde, eğer o yer Ağır Ceza Mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise aynı yerdeki diğer Ağır Ceza Mahkemesinde açılır. Söz konusu davada elde edilecek tazminat, haksız fiil sorumluluğu kuralları ve devletin objektif sorumluluğu kapsamında değerlendirilir.
XII. Sonuç
Tutuklama, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını doğrudan sınırlandıran istisnai bir koruma tedbiridir. Bu tedbirin hukuka uygunluğunun sağlanması, adil yargılanma hakkının en önemli güvencelerinden biridir.
Tutuklama tedbirine ancak kuvvetli suç şüphesi ve kanuni tutuklama nedenlerinin varlığı halinde, ölçülülük ilkesi gözetilerek başvurulmalıdır.
Soruşturma ve kovuşturma aşamaları için ayrı ayrı belirlenmiş azami tutukluluk süreleri kesin olup, Asliye Ceza, Ağır Ceza ve Terör/Örgütlü suç ayrımlarına göre süreler titizlikle hesaplanmalıdır.
Suça sürüklenen çocuklar bakımından indirimli tutukluluk süreleri uygulanarak çocuğun üstün yararı korunmaktadır.
Şüpheli veya sanıkların, verilen tutuklama veya tutukluluğun devamı kararlarına karşı süresi içerisinde itiraz hakkını kullanması hukuki denetim için elzemdir.
Tutuklamanın haksız olduğu anla şıldığında veya yargılama sonucunda beraat kararı verildiğinde, devletin mali sorumluluğu kapsamında tazminat talep etme hakkı bulunmaktadır.
Uygulamada, tutuklama tedbirinin bir infaz aracı gibi kullanılması hukuka aykırıdır. Süreç boyunca tahliye taleplerinin etkin bir şekilde ileri sürülmesi ve Ceza Hukuku alanındaki güncel mevzuatın yakından takip edilmesi hak kayıplarını önleyecektir.
Bu makale yalnızca bilgilendirme amacı taşımakta olup hukuki danışmanlık niteliğinde değildir. Somut hukuki sorunlarınızda Işıkoğlu Hukuk Bürosu olarak yanınızdayız. Hemen Sorun Makalede yer alan bilgiler, yayın tarihi itibarıyla yürürlükteki mevzuata dayanmakta olup, mevzuat değişiklikleri nedeniyle güncelliğini yitirebilir.
İlgili Makaleler
Dolandırıcılık Suçu: Unsurları ve Cezası 5237 sayılı TCK m. 157 ve 158 kapsamında dolandırıcılık suçu, maddi ve manevi unsurları, hileli davranış kriterleri ile...
HAGB: Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması 5271 sayılı CMK m.231 kapsamında hükmün açıklanmasının geri bırakılması şartları, denetim süresi, itiraz yolları,...
Siber Suçlar: TCK Kapsamında İnceleme 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında bilişim alanında işlenen suçlar, siber suçlar ceza kanunu düzenlemeleri,...
Ceza Davasında Uzlaşma Süreci 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) m.253 ve m.254 kapsamında ceza davasında uzlaşma süreci, soruşturma ve...
Müdafi Hakları: Soruşturma ve Kovuşturma 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında müdafi hakları soruşturma aşaması ve kovuşturma evresindeki yetkiler,...
Kaynaklar ve Referanslar
Bu makale 19 Ekim 2026 tarihinde guncellenmistir. Icerik bilgilendirme amaclidir ve hukuki danismanlik yerine gecmez.
Bu makale bilgilendirme amaciyla hazirlanmistir. Hukuki danismanlik yerine gecmez.
Güncellik kontrolünde kullanılan resmî kaynaklar
Sıkça Sorulan Sorular
1. Ağır ceza mahkemesinde tutukluluk süresi en fazla ne kadardır?
Genel ağır ceza mahkemesi işlerinde CMK m. 102 uyarınca kovuşturma aşamasında temel tutukluluk süresi en çok 2 yıldır. Bu süre zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek en fazla 3 yıl daha uzatılabilir. Dolayısıyla, örgütlü suçlar haricindeki genel ağır ceza dosyalarında toplam azami tutukluluk süresi uzatmalarla birlikte 5 yılı geçemez.
2. Asliye ceza mahkemesi davalarında tutukluluk süresi ne kadardır?
Asliye ceza mahkemesinin görev alanına giren işlerde kovuşturma aşamasındaki temel tutukluluk süresi 1 yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde en fazla 6 ay daha uzatılabilir. Bu nedenle, asliye ceza mahkemesinde yargılanan bir kişinin azami tutukluluk süresi toplam 1 yıl 6 aydır.
3. Tutuklama kararına kaç gün içinde itiraz edilebilir?
CMK m. 268 uyarınca, tutuklama kararlarına veya tutukluluğun devamı kararlarına karşı, kararın tefhim veya tebliğ edilmesinden itibaren iki hafta içinde itiraz edilebilir. İtiraz başvurusu, kararı veren mahkemeye verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek şartıyla zabıt katibine beyanda bulunarak yapılır.
4. İstinaf ve Yargıtay aşamasında geçen süreler azami tutukluluk süresine dahil midir?
Hayır, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun istikrar kazanmış içtihatlarına göre istinaf (Bölge Adliye Mahkemesi) ve temyiz (Yargıtay) incelemesinde geçen süreler CMK m. 102'de belirtilen azami tutukluluk sürelerinin hesabına dahil edilmez. Bu süreler yalnızca mahalli mahkemede hüküm verilinceye kadar geçen süreyi kapsar.
5. Haksız tutuklama tazminat davası ne zaman açılmalıdır?
CMK m. 142'ye göre tazminat davası, kişinin hakkındaki beraat veya takipsizlik kararının kesinleştiğinin kendisine tebliğinden itibaren üç ay içinde açılmalıdır. Her halükarda, kararın kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde bu dava açılmazsa tazminat talep hakkı düşer.
6. Soruşturma aşamasında tahliye talebi kime yapılır?
Soruşturma evresinde (iddianame kabul edilmeden önce) tahliye talebi, dosyaya bakan Cumhuriyet savcılığı aracılığıyla veya doğrudan kararı veren Sulh Ceza Hakimliğine yapılır. CMK m. 104 uyarınca ilgili merci, talebi aldıktan sonra en geç üç gün içinde tahliye edilip edilmemesi hususunda bir karar verir.
7. 18 yaşından küçükler için tutukluluk süresi farklı mıdır?
Evet, CMK m. 102/4 uyarınca suça sürüklenen çocuklar bakımından indirimli süreler uygulanır. 15 yaşını doldurmamış çocuklar için azami tutukluluk süreleri yarı oranında uygulanırken; 15 yaşını doldurmuş ancak 18 yaşını doldurmamış çocuklar için bu süreler dörtte üç oranında uygulanır.
8. Tutukluluk incelemesi kaç günde bir yapılmak zorundadır?
CMK m. 108 uyarınca, tutukluluk halinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda soruşturma aşamasında en geç otuzar günlük süreler itibarıyla Sulh Ceza Hakimi tarafından inceleme yapılmalıdır. Aynı zorunluluk kovuşturma aşamasında yargılamayı yapan mahkeme için de geçerlidir.
Bu makale yalnızca bilgilendirme amacı taşımakta olup hukuki danışmanlık yerine geçmez. Her somut olay kendine özgü koşullar içerdiğinden, bireysel hukuki değerlendirme için Işıkoğlu Hukuk Bürosu ile iletişime geçmenizi tavsiye ederiz. Hemen Sorun
Bu makale bilgilendirme amaciyla hazirlanmistir. Hukuki danismanlik yerine gecmez.
